BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

26 Ekim 2009 Pazartesi

K Dergisi















Aldığımız ilk sayı 138 ve aynı zamanda bizi kendine bağımlı hale getiren sayıdır kendileri.Bu kadar tesirli olması belki de tam hayatlarımızın dönüşüm geçirdiği zamanda bize hitab etmiş cümleleri içermesidir.Witold Gombrowicz bir sürgün adamıdır aslında ve bize anlam katan cümlesi ' Sizi sınırlanıdıran şeylerle özdeşleşmekten vazgeçin'dir.Bu yayının güzelliğini çok geç farketmemiz gereğince daha da değerlidir bizim için, her geçmiş sayıyı elde etmek zahmetli olduğu kadar sonuçta büyük bi mutluluk!

Her aldığımız sayıda kendisine daha da bağlayan bu yayın gün geçtikçe fiyatı ve her gazete bayisinde bulunması dolayısıyla okur sayısını arttırmaktadır.Her sayıda en az 3-4 yazar,şaire yer verilmekte ve eserler hayatlarının akışında anlatılmaktadır.Söz konusu yazıların sahiplerinin etkilendikleri olayların, hayatlarının anlatımı asıl tat veren tarafıdır kanaatimce,belki de bu sanatın magazinsel tarafıdır bilemiyorum ama zaten kişilerin yaşamları eserden ayrı tutulamaz onları neyin bu kadar acıttığı, etkilediği çok önemli değil midir? Derginin sloganı: "İnsan kendini yalnızca insanda tanır." (Goethe) ve işte bu yüzdendir insanları anlatışları..


K'dan bahsedip Rengin Soysal'dan bahsetmemek olmaz.Her yeni sayıyı elime aldığımda onu keyifle okuması bi yana, arka sayfada yer alan okuduklarımın harika ve etkili bir şekilde derlemesininolmasına bayılıyorum bunu yapan Rengin Soysal'ı bu yüzden çok seviyorum, konuları birbirine bu kadar güzel bağlayarak ve harika bir dille bize aktarması çok ayrı bir zevk benim için.
K'nın hayatımızda hep kalması dileğiyle;)

DOT & Murat Daltaban

























“dot”un kuruluş amacı, küçük bir mekânda, az seyirciyle yakın temas edebileceği bir iş yapmak ve bu tarz mekânlar için yazılmış oyunları oynamak, türündeki tasarıların azim ve kararlılık ile takip edilmesi sonucu, Türkiye’ye oldukça yeni bir tiyatro türünün tek bir sahne ile özdeşleştirilip kültür-sanat ortamına tanıtılmasıdır.











Gizli bir umuda sarılarak, biraz küskün!


Çiziktirdiğim bu elin bana uzanması dileğiyle ;) -artık-

küçük.

Küçüktün çok! O kocaman bedenin değildin!Sevgi çukurçuklarında kaybolmuştun, babanın bıraktığı.Her gözlerime baktığında biliyordum arayışlarını.Ruhundaki o derin boşlukta kendi yoruyordun öylece.Sulanmış yaraların, can yakıcıydı.Bulutluydun hep, ektiğin umutlarını ise yeşertemiyordun bir türlü.Nefessizdin, hiç başaramayacağını düşünüyordun.Ürkek kalbin çırpınmış, gözbebeklerin kocaman olmuş çok da özlemiştin..Baştan kaybedilmişliği kabullenmekti seninki.Elinden tutulsa, terkedileceğinden o kadar korkuyorunki, kapalıydın.
Küçüktün çok ve o kadar samimiydinki aslında, bu sayede, boşluklarında buluyordum kendimi.Sevgisizliğinde arıyordum seni, kuytudaydın, ürkek, sevilmeyi bekliyordun.Ama almalıydın beni içeri! Sevişmeliydik bu gece, dolduramazdım o boşlukları ama tutabilirdim ellerinden ebedi.

Uzun Bir Aradan Sonra Yeniden Kimlerleyiz?

Uzun zamandır blogumuz yalnız kaldı. İhmal ettik onu.
Ama biz bu sırada güzel ve faydalı şeyler yaptık hayatımıza dair,
boş durmadık :)
Yine ben dürtme yoluyla hoodoo'ya yazı yazdırıcam blog'ta. Şimdi uyuyor o yine. Ben de hep o uyurken yazıyorum blog'a galiba. Ama heyecanlansın istiyorum, teşvik edici yazılar yazmak istiyorum ona bu konuda. Umarım bu yazı yeterli olur :)
Bol, faydalı, dolu dolu yazılar yazmanı dileyerek uyuyorum...