BLOGGER TEMPLATES AND TWITTER BACKGROUNDS »

30 Ağustos 2009 Pazar

Küçük çizgilerim var ellerimde buruş buruş olan!
Birleştirdiğimde sana giden bir yol kocaman..
Bedenim yoksun dokunusundan, çatlak çatlak olmuş içim..
Yanında mıyım yatağında mı?
Ben kocaman kafanda olmayı diledim!
Çirkin gözlerindeki ışıltıyı üzerime, yapışkan kokunu tenime!
O buz yatağıma uzanırken her gece sevişlerini diledim..
Ürkek koylarına sokulmak istedim,
soluk soluk bakarken gülüşüme, içimde düğüm düğüm oluşunu izledim!
Ey adam gel de yak perdelerimi, soluğunu doldur içime de arala kapılarımı
üfle soluğundan bir parça!
Tekrar içimi doldur küçük ellerinle,
soluk tenimi canlandıran tek soluk!
Kalk gel!
Gönderme sevdiğim!
Pamuk ellerinle uğurlama beni o kapıdan...
Kalman için ne çok uğraşmıştım oysa hatırlasana!
Sandalyeni tamir edip oturtmuştum seni.
Sense şimdi terliklerimi koymuşsun önüme 'Hadi git!' diyorsun.
Yırtılmış, biraz kan, biraz gözyaşına bulanmış ama epey bir yol katetmiş belli!
Varmaya çalıştığı yerden gönderilmenin kırıklığı var içinde..
Rotası, pusulası yok ama kocaman bir sevgisi var cebinde
ve bir de yeni doğmuş umutları kal demene dair!

25 Ağustos 2009 Salı

Baba ve Léa'dan Sanatsal Çalışmalar

Akşam yine aldım elime boyalarımı, önüme resim defterimi, başladım çiziktirmeye. Önce küçük bir taslak hazırladım, sonra başladım asıl resme. Derken babam geldi, beğendi, 'Devam et! Güzel gidiyorsun!' deyince, ben de gaza geldim. Şöyle bir şey çıktı ortaya, bakalım beğenecek misin:


Léa

Sonra babam geçti masaya. Ondan da şöyle bir şey çıktı ortaya:


Baba

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Eskişehir

Dün Eskişehir'deydim. Babam memleketini tekrardan görmek istedi, bir anda çıkıp gittik. Yılmaz Büyükerşen'i tebrik etmek lazım. Ben ilk defa gittim ama babamın dediğine göre; şehrin eski dokusunu korumuş, bir o kadar da güzelleştirmiş. Çok sevimli kafe, barların olduğu arnavut kaldırımlı sevmli sokaklarda yürüdüm. Bir kaç fotoğraf çektim.











Porsuk çayı'nın etrafında bisikletle gezen, sevimli kafelerde
oturup çay içen, yemek yiyen, ramazan olmasına rağmen
birbirlerine tölerans gösteren saygılı insanlar görmem, beni
aslında hem şaşırttı hem de çok mutlu etti. Belki biraz da gelecek hakkında umutlandırdı...



Eh tabi sıra geldi yemeğe; Eskişehir'in en meşhur yemeği, böreği: çiğ börek, çibörek, şır börek. Aslında en uygunu bence şır börek. Nedeni ise, içinin sulu olması itibariyle yağa atıldığı anda 'Şırrrr!' sesinin bütün dükkanda duyulması.





Sonrasında henüz 6 ay önce açılan Kentpark'a gittik, düşünün park o kadar büyük ki, içinde kumsal bile var :) Parka giriş bedava. İçerde lüks denebilecek, güzel bir restoran var. Güzel şaraplar içip güzel yemekler yiyebileceğiniz bir yer: Ada cafe&restaurant.

23 Ağustos 2009 Pazar


yine başa döndüm!
sesin kulaklarımda alamıyorum kendimi senden.
beynimde kocaman uğultun, çıkartamıyorum dışarı.
epey bir yol katetmişken taşların tekrar ayağımda...
dizlerim daha kabuk bağlarken,
kuru dalgaların yüzüme vuruyor!
gri sularında kaybolasım var...
karaya çıkmışken yeni yeni,
kocaman dalgan içine alıyor beni...
çok yorgunum!
sularına bıraktım nihayet kendimi.
ya boğulurum ya çıkarım sana geri...

FERBELLA














Geçenlerde Bodrum'a yaptığım küçük gezide konuk edildiğim evin, küçük ve şirin bir atölyesi vardı.Kollarımı sıvayıp ben de biraz işin tadına varmak istedim ve sağolsunlar reddetmediler, aksine zevkle birlikte çalıştık. Çikolatalarını dünyaca ünlü bir marka yapma yolunda ilerleyen Isabella'nın harika çikolatalarıydı yaptığımız. Bunun yanında aslında harika reçelleri de vardı. Kurabiye ve ekmeklerini de unutmamak gerekir! Marka adı FERBELLA, eşi Ferit ve kendisi Isabella'nın hoş bir birleşimi ;) ! Bodruma yolunuz düşerse Ortakent'te bu harika lezzetlerin sunulduğu bir dükkan bulacaksınız, tatmadan dönmeyin derim ;) Ayrıca, sipariş üzerine düğün çikolatası da yaptırabilirsiniz.
http://www.ferbella.com/ferbella.html

17 Ağustos 2009 Pazartesi

Jeff Buckley


Onun hakkında söylenecek o kadar çok ve güzel şey var ki, ne yazsam ne söylesem az gelir. İlk dinlediğim şarkısı 'Grace', o çoşturan ama aynı zamanda da sizi hüzne boğan muhteşem şarkı... Ama malesef ki ben O'nun o güzel şarkısını dinlerken o burada değildi. Ve sonra 'Lilac Wine',
'Mojo Pin', 'Last Goodbye', 'Forget Her'... Gerisi geldi.





Keşke diyorum, bir kere bile olsa onu canlı izleyebilme imkanım olsaydı. Ya biz çok geç doğduk, ya o çok erken gitti buralardan...

16 Ağustos 2009 Pazar

the man i love

George Gershwin ve ağabeyi Ira 1924 yılında her şeyiyle kendilerinin olan ilk müzikalleri 'Lady Be Good' u yazdı. Müzikalin 'hit' parçası hala keyifle dinlenen 'The Man I Love', daha sonra Billie Holiday, Ella Fitzgerald, Etta James, Kate Bush , Sophie Milman, Ivri Lider gibi birçok isim tarafından yorumlanmıştır. Çoğunu dinlememe rağmen o duyguyu hissedebildiğim tek yorum Devics'e ait, üzerinden hemen hemen bir asır geçmesine rağmen hala tatlı umudunu, güzelliğini hissedebiliyorsunuz..
Devics yorumuyla bulutlardasınız, yürüyorsunuz onu hayal ederek! Biliyorsunuz ki pencere önü çiçeği olan sizi birgün gelip bulacak her şey o kadar pembe olacak ki(!) güçlü kollarıyla size belki de küçük bir ev yapacak ve siz de onun size ait olması için elinizden gelenin en iyisini yapacaksınız.
Ve o salı gününü bekleyeceksiniz... Neden olmasın? ;)

Someday he'll come along, The man I love
And he'll be big and strong, The man I love
And when he comes my way
I'll do my best to make him stay

He'll look at me and smile, I'll understand
Then in a little while, He'll take my hand
And though it seems absurd
I know we both won't say a word

Maybe I shall meet him Sunday,
Maybe Monday, maybe not
Still I'm sure to meet him one day
Maybe Tuesday will be my good news day

He'll build a little home, That's meant for two
From which I'll never roam, Who would, would you
And so all else above
I'm dreaming of the man I love


Devics Müptelası Olmak


Devics dinlemek zamanla müptelalık yaratır...
Bazen sizi bulutların üzerinde gezdirir. Hatta bazen o bulutların üzerinde uykuya dalarsınız. O sırada şu şarkı çalar: Song for a sleeping girl.
Heyecanla beklediğimiz Devics, umarız en kısa zamanda gelir ve biz de onları dinlemeye koşa koşa gideriz.
hoodoo'ya not: Bunu okuduktan sonra 'lie to me' dinle tamam mı? :j

12 Ağustos 2009 Çarşamba

-6

dudaklarım seni seviyorum diyor,
ruhumun bunu hissetmediği yetmezmiş gibi! inkar ediyor bangır bangır,
kulakların sağır..
bedenim erkekliğine susamış,
yanımda seni barındıran benim orospu ruhum,
sevmiyorum seni sevmiyorum!
ama yanımdasın işte! üstümde, başımda
tiksiniyorum kendimden..
nefret ediyorum bu arsız umudumdan,
bekliyorum hissetmeyi,bekliyorum içimde seni
sanki mutlu olabilecekmişim gibi.

11 Ağustos 2009 Salı

nisan.


















Artık üşümekten uyuşmuş vücudumda tek zerre yok hissettiğim...
Tüm işaretler onun olanaksızlığını gösteriyormuş, farkında değilim. O kadar karartmış ki içerisini, içimi... Boşaltabildiği kadar koflaştırmış, ne yazık! Bir an sarsılmasam devam edeceğim umurum bile değil, boşa geçmiş nefesim!
Isıtmak, uyandırmak... Tekrar ışığı yüzüme yansıtmak, her zerremi soğuk gerçeklerle ovalayarak idrak etmek... Ve tekrardan cepleri birlikte doldurabilmek büyük umut, harika hayallerle...

10 Ağustos 2009 Pazartesi

Bir Yerden Başlamak Lazımdı


Gecenin bir vakti...

Ben ki, bu saate çoktan uyumuş hatta rüya görmeye bile başlamış olmam gerekirken, hoodoo'nun gaza gelip, yazı yazmasını teşvik etmek için oturup blog yazıyorum.

Blogun içeriği ne olacak, ne bitecek diye düşünürken bir anda 'Hadi!' deyip başladık. hoodoo şu an bunu yazdığımı bilmiyor. Ki zaten benden yazı yazmamı da beklemiyor - yazamayacağımı çok iyi biliyor çünkü. 'Sen yazarsın, ben fotoğraf çekerim, arada belki yemek yapar yayınlarım!' dedim. Bir türlü başladık işte -başlamak ya önemli olan- önemli bir kısmını bitirdik. :j


Bu başlangıçla, can sıkıntısı eğlenceye dönüşür. Belki hayallerimiz gerçekleşir. Kumbaralarımız dolar. Bakarsın minibüs alır, hayalimizdeki geziyi bile gerçekleştiririz, ne dersin?